İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Aykut Aksu yazdı: Gök Sultan ve Osmanlı

Osmanlı İmparatorluğu, geniş coğrafyalara hükmeden, içinde farklı milletleri, inançları ve kültürleri barındıran bir devlet, İlber Ortaylı’nın deyimiyle de “Son Universal İmparatorluk” idi. Gerçek manada imparatorluğa hükmeden son padişah ise II. Abdülhamid Han’dır.

II. Abdülhamid, hükmettiği imparatorluğun bir Türk devleti ve kendisinin de her şeyden evvel bir Türk hakanı olduğunun farkındaydı. Bu dönemde, Osman ve Orhan Gazi türbelerinin inşası, Boşnak ve Arnavut Tüfenkçileri’nin yanında Söğütlü adı verilen, II. Abdülhamid’in hemşerilerim dediği Ertuğrul Alayı’nın ihdas edilmesi vb. faaliyetler bu durumu destekler niteliktedir. Sultan II. Abdülhamid, aynı zamanda Müslümanların Halifesi konumunda olup, bu makamın kendine sunduğu gücü son derece etkili bir şekilde kullanmaya çalışmıştır. Bunun bir yansıması olarak bu dönemde İslamcılık politikası da takip edilmiş, ancak bu politika Türkçü merkezli bir İslamcılık politikası olmuştur. Sait Paşa’nın sadaret dönemlerinde de bu durum göze çarpmaktadır.

Bir Türk – İslam devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nda, Müslümanların yanı sıra devletin içinde barındırdığı gayrimüslimler de yüksek mevkilere gelmekle beraber, toplumsal hayatta da seçkin bireyler olabiliyorlardı. Mesela Sultan II. Abdülhamid devrinde Taşra yönetimlerinde gayrimüslimlere rastlamak mümkündü. Örneğin, Kosova’da Süryani bir savcı ve Ermeni bir yargıç bulunuyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nda hâl böyleyken, Avrupa devletlerinde Hristiyan olmayan bir memura rastlamak neredeyse imkânsızdı. Bu durum göz önüne alındığında Osmanlı Devleti’nin, Avrupa devletlerine nazaran daha üstün bir millet politikası uyguladığı sonucuna varılmaktadır. Zaten XIX. yüzyılın ilk yarısından itibaren yani II. Mahmut ve Tanzimat Dönemi’nde bir Osmanlılık kimliği oluşturulmaya çalışılmıştır. Sultan II. Abdülhamid de devletin parçalanmasına engel olabilmek adına Osmanlılık kimliğini canlı tutmaya gayret göstermiştir.

Sultan II. Abdülhamid döneminin en göze çarpan özelliği, eğitim konusunda yapılan ciddi atılımlardır. Maarif Perver olarak nitelendirilen II. Abdülhamid döneminde, eğitim yaygınlaştırılmaya ve merkezileştirilmeye çalışıldı. Ülkenin dört bir yanında açılan okullarla, misyoner okullarına karşı bir denge oluşturulmaya gayret edildi. Bu dönemde açılan hukuk, mühendislik, tıp, ziraat, mülkiye vb. mektepler, rüştiyeler ve idadiler ile ülkede ciddi manada bir eğitim atağı gerçekleştirildi. Ayrıca Avrupa da ki çeşitli ülkelere de öğrenciler gönderilerek, Sultan’ın gerçekleştirmek istediği program ve projeleri yürütecek kalifiye elaman ihtiyacı giderilmeye çalışıldı. Sultan II. Mahmut ile başlayıp II. Abdülhamid’e kadar devam eden süreçte yapılan yenilikler ile gerçekleştirilen faaliyetler, Türk millet ve devletini XX. yüzyılın değişen dünyasına hazırlamayı başarmıştır. Özellikle Sultan II. Abdülhamid döneminde açılan okullarda yetişen gençler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda önemli roller üstlenmişlerdir.

II. Abdülhamid’in dış siyasette takip ettiği politikalar, son derece başarılı olup takdire şayandır. Takip edilen denge politikası devletin ömrünü uzatan en önemli etkenlerden biridir. Bu politikanın bir gereği olarak, mevcut dönemde Prusya (Almanya) ile bir yakınlaşma söz konusudur. Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa, Rusya ve Avusturya – Macaristan’a karşı Prusya’ya yaklaşmış, Prusya ise menfaatleri gereği bu ittifakın gerekli olduğunun farkına varmıştır. Osmanlı ile Prusya arasında, önemli askeri ve ticari anlaşmalar yapılmıştır. Bu dönemde Osmanlı Ordusu’nda bazı yabancı subaylar göze çarpmaktadır. Bunlar arasında en bilineni Von der Goltz Paşa’dır. Ayrıca bu dönemde, askeri envanterimizde Alman yapımı silahlarda yaygınlaşmıştır. Askeri alanda yapılan bu işbirliği I. Dünya Savaşı sonrasına kadar devam etmiştir.

Sultan II. Abdülhamid, ceddi olan IV. Murat ve II. Mahmut gibi sağlam karakterli ve ileri görüşlü bir hükümdardı. Yaptığı yenilikler, hayata geçirdiği uygulamalar ve kurumlarla ülkesini daha modern, insanını daha donanımlı bir hale getirmeye çalıştı. İmparatorlukların tehdit altında olduğu, milliyetçiliğin zirve yaptığı bir çağda ülkesini ayakta tutabilmek adına verdiği mücadele taktir edilmelidir. RUHU ŞAD OLSUN.

Kaynak: “Son Universal İmparatorluk ve II. Abdülhamid”. İlber Ortaylı.

Sosyal Medyada Paylaşın!

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir